İTHALATA KONU ARACIN ZAPT EDİLMESİ DURUMUNDA ALICININ HAKLARI

DURUMUN AYIBA VEYA ZAPTA KARŞI TEKEFFÜL HÜKÜMLERİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ

Alıcı ile satıcı arasında araç satış sözleşmesinin yapılmasından bir müddet sonra aracın, idarece zaptı söz konusu olabilir. Alıcı, satın almış olduğu araca idarece el konması nedeniyle araçtan beklediği faydaları elde edememektedir. Alıcının, satın almış olduğu araç üzerinde istediği gibi tasarruf edememesi ve mülkiyet haklarından yararlanamaması, kamu hukukundan kaynaklı bir sınırlamaya dayandığından satılanın hukuki ayıbı söz konusudur.
Zapta neden olan hukuki ayıbın varlığı, bu gibi bir durumda zapta karşı tekeffül hükümlerine ilişkin haklar ile ayıba karşı tekeffül hükümlerine ilişkin hakların yarışmasına neden olabilir. Yargıtay içtihatlarına göre; satış sözleşmesine konu olan aracın devlet organlarınca zapt edilmesi durumunda satılanın hukuki ayıplı olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu kabulün yapılabilmesi için ayıbın sözleşmede yarar ve hasarın alıcıya geçmesi anında satılanda var olması, mevcut ayıbın gizli olması ve o malın değerini veya kullanım amacını ciddi surette azaltması veya ortadan kaldırması gereklidir.

Satılanın alıcının elinden gümrük idarelerince alınması durumunda, satıcının böyle bir ayıbın varlığından haberdar olmadığına ilişkin savunması dinlenemez. Aracın alıcının elinden alması nedeniyle satıcı, talep edilmesi durumunda aracın bedelini alıcıya ödemek durumundadır.

Konuya ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/19-597 E. ve 2012/80 K. sayılı 15.2.2012 tarihli kararında; “Satım sözleşmesinin yerine getirilmesi için geçirilen hakkın, objektif bir hukuk kuralından ötürü sakatlanmış bulunması, satılanın objektif bir hukuk kuralı nedeniyle öngörülen amaca hizmet edememesi ise “hukuki ayıp” olarak nitelendirilmektedir. Satılanın değerine ve ondan beklenen yarara etki eden ve objektif hukukun koyduğu birtakım sınırlama ve yasaklardan doğan eksiklikler “hukuki ayıp” olarak ifade edilebilir…

Hukuki ayıp “zapt” mahiyetinde olmamakla beraber, zikir ve vaad edilmiş vasıfların yokluğunu intaç eden yahut şeyin değerine veya tahsis cihetinden beklenen faydalara tesir eden hukuk nizamında doğmuş nok­sanlıklardır. İşbu hukuk nizamından doğan noksanlıklar şeyin değerine veya ticarette alım satımına tahdit koyan yahut o şeyin alım ve satımını tamamen yasaklayan hükümler dolayısıyla ortaya çıkabilir (Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 14)…

Hukuki ayıp, satılanın mutlaka alıcının elinden alınması sonucunu doğurmaz. Bu hal satıcının zabta karşı tekeffül sorumluluğuna değil, ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna yol açar. Kamu hukukuna dayanan bir sınır­lamanın varlığı; örneğin, ithal edilen bir aracın ithalatında problem olması hukuki ayıp olarak kabul edilebilir. Ancak bu ayıbın sözleşmede yarar ve hasarın alıcıya geçmesi anında satılanda var olması, mevcut ayıbın gizli olması ve o malın değerini veya kullanım amacını ciddi surette azaltması veya kaldırması gereklidir.

Davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari satıma ve eldeki davaya konu aracın davacı şirkete satılıp adına tes­cilinden sonra gümrük ve muhafaza başmüdürlüğü tarafından yurda girişi esnasında yurtdışı araştırmaları sonucu fatura­lardaki kıymet farkı gerekçesi ile zaptedilmesi, ithalatçı firma hakkında resmi evrakta sahtecilik ve teşekkül halinde kaçakçılık iddiası ile kamu davası açılması, ceza yargılaması sırasında teminat mukabilinde “satılamaz ve devredilemez” şerhi ile alı­cıya teslim edilmesi satılan malın hukuken ayıplı olduğunu göstermiş olup, ayıp nedeniyle alıcının, malikin sahip olduğu haklara sahip olamadığı kuşkusuzdur… Açıklanan tüm bu gelişmeler gözetildiğinde; davacı şirket ile davalı şir­ket arasında ticari satıma ve eldeki davaya konu aracın açık biçimde hukuken ayıplı olduğu, burada zapta değil ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı belirgin olup; her türlü duraksamadan uzaktır…Bu ayıp nedeni ile davacının mülkiyet hakkının içeriğini düzenleyen 4721 sayılı TMK’nın 683. maddesinde belirtilen yetkilerine sahip olamadığı ve bunları kullanamadığı da kuşkusuzdur… Hal böyle olunca; satın alan davacı açısından, o maldan elde edeceği faydanın, dava konusu menkule resmi makamlarca kamu gücüne dayanılarak el konulması tarihinde ortadan kalktığının kabulü gerekir ve böylece ortaya çıkan hukuki ayıptan -satıcının ayıba karşı tekeffülüne ilişkin hükümlere göre-davalı satıcı şirket sorumludur; burada davalının hukuki ayıbın ortaya çık­masında kusurlu olup olmaması da sonuca etkili değildir” şeklinde belirlenmiş olup davaya konu aracın devlet organlarınca zapt edilmesi aracın hukuki ayıplı olduğu anlamına gelmektedir. Alıcı, satıcıya karşı ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanan haklarını ileri sürebilmektedir.

Alıcının satış bedelini alabilmesi için satıcı veya davaya konu aracın ithalatını yapmış olan diğer kimseler hakkında ceza yargılaması sonucunda verilecek kararın kesinleşmesi gerekmemektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/19-597 E. ve 2012/80 K. sayılı 15.2.2012 tarihli kararında; “Bakırköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde davaya konu aracı ithal eden  firma  yetkilileri  hakkında  açılan kamu davasında verilecek kararın -ki bu dava satıcı hakkında olsa dahi- satıcının ayıba karşı tekeffülüne dayalı eldeki davaya herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Mahkemece, aynı hususlara işaretle, hukuki ayıbın varlığının ve davalı satıcının bu ayıp nedeniyle, kusurlu olup olmadığına da bakılmaksızın, sorumluluğunun kabulü ile ceza davasının sonucu beklenmeden, sonuçta; satıcının ayıba karşı tekeffülü hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılarak, hükme varılmış olması yerindedir” şeklinde belirlenmiştir.

ALICININ TALEP EDEBİLECEĞİ BEDELİN HANGİ TARİHE GÖRE BELİRLENECEĞİ

Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerine başvurduğu davada isteyebileceği bedelin, satış sözleşmesine göre mi, satış sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiç bedele göre mi yoksa aracın zapt edildiği tarihteki rayiç bedele göre mi belirleneceği soru işareti oluşturmaktadır. Yargıtay uygulamasına göre bu durumda aracın idarece zapt edilmiş olduğu tarihteki rayiç bedelinin alıcı tarafa ödenmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin Yargıtay Formun Altı

19. Hukuk Dairesi’nin 2016/15774 E.  ve  2018/890 K. sayılı 22.02.2018 tarihli kararında “… 5607 sayılı yasaya aykırı olduğu, aracın yurtdışında bir süre kullanıldıktan sonra 0 km araç gibi sahte belgelerle yurda sokulduğu gerekçesi ile araca el konulduğunu, … hukuki ayıplı araç nedeniyle davacı şirketin zararı olan ve davalı şirkete ödediği 225.804,80.-TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir…. davaya konu aracın davalı tarafından davacıya satıldığı, aracın sahte belgeler kullanılmak sureti ile gümrük vergileri eksik ödenerek ithal edilmiş kaçak araç olması nedeniyle araca el konulduğu, konu ile ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığı’nca iddianame tanzim edilerek ceza davası açıldığı, yargılamanın devam ettiği, dava konusu aracın yurtdışında kullanıldığı, ikinci el araç olduğu, bu haliyle ithalinin izne bağlı olduğu, ancak bu durumun gizlenerek aracın piyasaya sürüldüğü, ayıp hile ile gizlendiğinden BK’nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, satım tarihinde yürürlükte olan B.K.’nun 194. maddesine göre;davalı şirketin aracın el koyma tarihindeki rayiç değerini davacıya ödemesi gerektiğinden davanın kabulüyle 225.804,80.-TL’sının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, satış bedelini ödeyen iyiniyetli davacının yıllarca devam edebilecek yargılama sonucunu beklemesine gerek olmadığına, ceza yargılaması sonunda aracın hak sahibine iadesine hükmedilmesi halinde (hükmolunan bedelin ödenmiş olması koşuluyla) aracın davalı şirket adına teslim ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir… usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA…” karar verilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.